Kalem Güzeli

Türk-İslam Sanatları

Mehmet Çebi Koleksiyonundan Hilye-i Şerife Örnekleri


29 kalemguzeli net 222x300 Mehmet Çebi Koleksiyonundan Hilye i Şerife ÖrnekleriHilye-i şerif, hilye-i saadet ya da hilye-i nebevi gibi isimlerlede bilinen ve Hz. Peygamber’in fiziksel özelliklerini, karakterini, insâni ve ahlâki niteliklerini anlatan hilyeler gerek İslam edebiyatı gerekse hat ve tezhip sanatlarında önemli bir yere sahiptir. Bu sözlü tasvirler; Hz. Muhammed ile görüşme fırsatı bulamamış kimseler tarafından, Hz. Peygamber’e duydukları özlem ve muhabbetlerini onu görenlerin resim gibi göz önüne gelecek şekilde anlatımlarını dinleyerek gidermişlerdir. Şimdi bu anlamlı eserlerin altmış üç adeti belki de dünyada bir ilk sunumla izlenecek. İslam sanatlarından seçkin örnekleri de koleksiyonunda bulunduran Mehmet Çebi koleksiyonundan seçilmiş olan 63 adet Hilye-i şerif sergilenmekte.

Küratör: Erkan DOĞANAY

Tarih: 29 Mayıs – 15 Temmuz 2010

Yer : Cennet Kültür ve Sanat Merkezi, Cennet Mahallesi Yahya Kemal Beyatlı Cad. Küçükçekmece/İSTANBUL

HİLYE-İ SAADET

Hilye-i şerif, hilye-i şerife, hilye-i saadet ya da hilye-i nebevi gibi isimlerle de bilinen ve Hz. Muhammed’in özelliklerini; fiziksel, karakter, insani ve ahlaki niteliklerini, tavır ve hareketlerini anlatan hilyeler, gerek devamında İslam edebiyatı gerekse hat ve tezhip sanatlarında önemli bir yere sahiptirler. Müslüman sanatkarlar, İslam anlayışıyla bağdaşmadığına inandıkları için, kutsal kimselerin tasvirlerini yapmaktan kaçınmışlardır. Bu nedenle, Hz. Peygamber’i tanıyanların ve görenlerin anlatım ve tariflerinden yararlanarak Hz. Muhammed’in kişisel özelliklerini yazıyla anlatma yoluna gitmişlerdir. Hilye metnini okuyan bir kimse, Hz. Peygamber’i anlatan sözlerin ne kadar özenle seçildiğini görecektir. Bir insanı sözle tarif etmek oldukça güçtür. Kaldı ki tarif ve tasvir edilen kişi Hz. Peygamber ise, bu iş daha da zorlaşır. Buna rağmen değişik kişilerin söyledikleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır ve her birinin anlattığı diğerini tamamlar niteliktedir.

Hilyeler, Hz. Peygamber’in vefatından sonra onun nasıl biri olduğunu öğrenmek ve onu tanımak isteyenlerin çoğalması, onu tanıyanların ve ona yetişenlerin bildiklerini anlatmasıyla oluşmuştur. Rivayete göre, hastalığı sırasında kızı Hz. Fatima’nın, bir daha yüzünü göremeyeceği endişesini dile getirmesi üzerine Hz. Muhammed, damadı Hz. Ali’ye; “Hilyemi yaz; benden sonra onu gören, beni görmüş gibi olur.” Demiştir.

Hilyeleri gerek yazan ve tezhipleyenlerin gerekse sanatseverlerin ilgisini çekmesinin nedenleri, hiç kuşkusuz Hz. Muhammed’in özelliklerini anlatıyor olmaları, insan ruhunu ve gönlünü doyuran muhteşem tasarıma sahip olmaları ve bulundukları yerleri kötülüklerden korudukları ve o yerlere bolluk, bereket ve huzur getirdikleri inancıdır.

Osmanlı hattatlarından Hafız Osman’dan beri hattatlar arasında hüsn-i hatla hilye yazmak bir gelenek halinde devam etmektedir. Büyük hat üstatları sanatlarında sergiledikleri güç ve hünerlerini, dini duygu ve heyecanlarını Kuran-ı Kerim kitabetinden sonra hilye yazmakta göstermişler, birbirinden güzel çeşitli hat üsluplarıyla biçimlendirdikleri kompozisyonları, tezhip sanatının da iştirakiyle hat sanatının şaheserlerini oluşturmuşlardır. Hz. Muhammed’e duyulan sevgi, saygı ve imanın sonucu olarak şekillenen hilye levhaları Müslümanlar arasında büyük bir önem kazanmış, ilgi görmüş, taşıdıkları kutsi mana sebebiyle hilyeler etrafında bir takım inanç ve gelenekler de oluşmuştur.

Önceleri mecmua biçiminde veya katlanıp cepte taşınmak için hazırlana hilyeler, ilk kez 17. yüzyılda Hafız Osman tarafından levha biçimde tasarlanmış ve bu klasik form her dönemde vazgeçilmez olmuştur.

Klasik formdan çağdaşa önemli bir hilye seçkisi anlamlı bir sayı (Altmış üç) adet olarak bir koleksiyondan çıkıp daha geniş kesimlere ulaşması için sergilenmekte. Hüsn-i hat sanatına uzun yıllarını ve gönlünü vermiş Mehmet ÇEBİ koleksiyonundan, her biri eşsiz binlerce eser arasından seçilen 63 adet hilye ile bir yeryüzü işbirliği yapılmakta. Ve belki de dünya da bir ilk sergi olacak nitelikte bir iş ortaya konmuş olacak.  Voltaire’in Zadig (yazgı) adlı romanında anlattığı ve çok sonraları Paulo Coelho’nun “Simyacı”sı ile yeniden karşılaşılan “inançlı bir isteği gerçekleştirmek için yapılan işbirliği” mantığı ile hareket edilmiş bir sergi bu; hattatların insanı hayrete düşüren maharet ve sabırları, her şeye rağmen bu çalışmaları destekleyen koleksiyonerlerin tutumu, iyi bir mekânda sergilenmelerinin yanı sıra kullanılan malzemelerden tutunda çerçevesine varıncaya dek adeta bu işbirliğinin sunumu gibi. Bereket, bolluk ve huzur getirmesi dileği ile…

Erkan DOĞANAY

Gönderen 05 Haziran 2010

Kategori : Haberler,Hat Sanatı Henüz yorum yok

Yorumlar kapalıdır

Geri izleme |